Asıl hikayesi, ölümü ile başlayan Cengiz Han, bir zamanlar Büyük Okyanus ve Hazar Denizi arasındaki bölgeye hükmetmişti. Öldüğünde ise mezarının gizli tutulmasını istemesinin ardından ölmesinin üzerine; yas tutmakta olan ordu, cenazeyi taşıdıkları esnada, önlerine çıkan herkesi katletmiş, cenaze defnedildikten sonra ise, mezarın izini kaybettirmek için üzerinde bin at dolaştırılmıştı.

Ölümünden 8000 yıl sonra bile, kimse onun mezarına ulaşamadı. Mezarın bulunması için tarihi belgelere başvurdular, hatta uydu fotoğrafını bile incelediler. Fakat Moğollar, 1277’de ölen liderlerini çok sevse de mezarının bulunmasını istemiyorlardı. Dışarıdan bu olaya tanık olan bir insanın bu durumu anlaması oldukça zordur.  Bu durumun mezar bulunursa dünyanın sonu gelecek düşüncesi ile uzaktan, yakından ilgisi yoktu. Cengiz Han, mezarının bulunmasını istemiyordu, sadece ona saygıdan ötürü bile aranmaması gerekliydi.

Moğollar’ ın kültürel baskısının yanı sıra, Moğolistan devasa boyutlarda bir ülke, yanı sıra düzenli yol ağları olabildiğince az durumda, böyle bir ortam sırlarına çok sahip çıkar.

Ulanbatur Devlet Üniversitesi’nin arkeoloji bölümünden Dr. Diimaajav Erdenebaatar, bu mezarı bulmaya yoğunlaşan, Japon-Moğol ekibi ile çalışıp Cengiz Han’ın doğum yeri olan Hentiy bölgesinde yoğunlaşmış fakat 1990 yılında yapılan bu çalışmalar aynı zamanda gerçekleşen demokratik devrim nedeniyle ve halkın bu çalışmalara tepki  göstermesi ile yarım kalmıştır.

Dr Erdenebaatar 2001’den beri, Moğolistan’ın orta kesimindeki Arkhangai bölgesinde, Hun krallarının iki bin yıllık mezarlığında kazı çalışmaları yapmaktadır. Cengiz Han, Hunların Moğolların atası olduğuna inanmakta idi. Bu nedenle mezarının onlarınkine de benzemesi oldukça yüksek olasılıklı bir durumdu.

Hun kralları, 20 metre derinlikte ahşap bölmeler içine gömülür, yerin üzerine kare şeklinde taşlar dizilirdi. Dr Erdenebaatar’ın ilk mezarı kazması 10 yaz sürmüştür, burası daha önce soyulmuş olmasına rağmen Hunların uzak diyarlarla diplomatik ilişkilerini gösteren Çin at arabası, Roma cam eşyası ve çok sayıda değerli metal bulunmuş, bunlar da hala müzelerde sergilenmektedir.

Bulunan bir çok eserin üzerinde Cengiz Han ve sonrasındaki dönemlerde kullanılan imgeler vardır.

Yabancıların, bu mezarı bulmalarında bu kadar istekli olmasının bir sebebi de mezarda Moğol İmparatorluğundan gelen hazinelerin de bulunmasıdır.

Lakin Hun tarzı bir gömütün bulunması oldukça zor bir ihtimal olarak gözükmesinin nedeni mezarın üstündeki taşların kaldırılmış olabileceğidir. Ülkenin genişliği göz önüne alındığında ise 20 metre derinliğinde olan bir mezarın bulunması oldukça imkansız hal almaktadır.

Bölge halkının inancına bakılırsa; mezar, başkent olan Ulanbatur bölgesinin 160km kuzey doğusunda Hentiy sıradağlarının Burhan Haldun tepesinde yer almakta fakat kesin yerinin bu alan olmadığı iddiasında bulunanlarda bulunmaktadır. Üzerinde at gezdirilme düşüncesi ile de Vadi’ de yer aldığını ve Hun mezarına uygun bir yapıda olduğunu belirtmektedir. Cengiz Han’ın vasiyeti doğrultusunda mezarın bir dağda olduğu, bu dağın ise Burhan Haldun dağı olduğu ihtimaller doğrultusundadır.

Fakat UNESCO’nun Hentiy Han bölgesini Dünya Mirası Listesi’ne alıp, koruma altına alması, araştırmacıların bu bölgedeki çalışmalarını sınırlanması gereğince Cengiz Han’ın mezarı sorununun havada asılı kalması anlamına gelmektedir.

Cengiz Han ülkenin en büyük milli kahramanı, batı onu ele geçirdiği topraklarla hatırlar iken, Moğollar onu sunduğu olanaklar ile hatırlamaktadır.

Moğol İmparatorluğu, doğu ve batıyı birbirine bağlayarak, İpek yolunu canlandırdı.

Diplomatik dokunulmazlık ve din özgürlüğü kavramları onun döneminde yeşerdi ve yerleşti.

Güvenilir posta hizmeti ve kâğıt para kullanımı olanakları sağlandı.

Sadece dünyayı ele geçirmekle kalmayan hükümdar, medeniyeti de sağladı.

Bütün bu imkanlardan dolayı bile saygı duyulmayı hak etmektedir.

Tercüman Uelun konuya şu sözlerle açıklık getirmektedir:

“Mezarını bulmamızı isteselerdi bir işaret bırakırlardı.”