Eski Mısır ile aranız nasıl, bugünden asırlar önce yaşamış insanlar sizin de ilginizi çekiyor mu?

M.Ö. 4000’li yıllarda yerleşim kurularak, bir uygarlığa dönüşen Mısır’ın hikayesi başlamış ve üç bin yıldan fazla sürede kendini göstermiş ve eksiksiz bir uygarlık olmuştur. Firavunlar, Antik Mısır’da kutsal bir varlık olmaları dışında yönetim sahibiydiler. Lakin tek kutsal varlık sayılanlar Firavunlar değildi. Çünkü çok dinli yaşayış sergilemiş olan Antik Mısırlılar; toprak, su, ateş ve güneş tanrısı olmak üzere bir çok tanrıyı benimsemişlerdir. Bunların yanı sıra genellikle insan vücudundan ve hayvan başından oluşmakta olan tanrıları da kabul etmişlerdir.

Firavunların çok tanrılı dine inanmaları ve kendilerini tanrı olarak kabul etmeleri hepsinin ortak özelliği sayılmaktadır. O çağlarda yalnızca bir Firavun, tek bir tanrıları olması gerektiklerini savunmuştur. Firavun’ a inanan asker ve rahipler pek çok kez eziyete maruz kalmış ve hayatlarını kaybetmişlerdir. Firavun: M.Ö. 14. Yüzyılda başa geçen IV. Amenofis, pek çok kişinin de ölüm nedeni olmuştur.

Antik Mısır Dönemi’nde önemli baş tanrılardan biri olan Amon için, Amon Tapınağı yapılmış, dünyanın en büyük dini yapısı olarak da ziyaret edilmektedir. Güneş Tanrısı olan Ra, firavunların soyunun geldiğine inanılan tanrıdır. Ra; şahin baş üzerine, güneş figürü ile temsil edilmektedir. Ölüler Tanrısı; Anubis ‘in ise çakal başlı olduğunu görebilmekteyiz. Mezarlığın etrafında dolaşan çakalları korkutmak için, çakal başlı olduğu kabul edilmiştir. Mezarlıklarda bu geleneği sürdürebilmek adına, Anubis heykelcikleri bırakılmaktadır. Diriliş ve iyilik temsili olan Osiris, ölümden korkan tanrıların sığındığı kişi olmaktadır. Osiris’in eşi İsis’te hayat veren tanrı olmakla beraber Yargıç Tanrı ünvanına sahiptir ve birçok betimleme ile de Firavun emziren olarak tarihe geçmiştir. İsis, tarihte Firavunların annesi olarak görülmektedir. Gök Tanrı Horus, Osiris ve İsis’in oğlu olmaktadır. Haktor, aşkı ve müziği temsil eder, çölü korur aynı zamanda da Ra’nın kızı olarak anılıyor.

Hatşepsut, Antik Mısır tarihinde ilk  kadın olarak karşımıza çıkmış ve M.Ö. 1479-1485 yılları arasında hüküm sürmüştür. Tıpkı gerçek bir hükümdar gibi güçlü ve kararlı adımlarla ilerleyerek, işini layıkıyla yaptığı bilinmektedir. O dönemler Altın Çağ sayılmış olmakla beraber ticarette olabildiğince gelişim göstermişlerdir. Mezar tapınakların en eskisi ünvanına sahip olan Firavun Kraliçe Hatşepsut’un Tapınağı, Deir El Bahri’de bulunmaktadır. Mimarisinin Anıtkabir’e benzediği gözle görülür bir gerçektir. Binlerce yıl sonra bile ayakta durmayı başarmış eserler arasında yer almaktadır.

Lahitler, Antik dönemde kullanılan, sandık şeklinde mezarlar bütünü durumundadır. Mısırlar, ölümden sonraki yaşama inandıkları için sandıklara ölülerin yanında değerli eşyalarını, paralarını koyuyorlardı. Hatta yemek bile koyulduğu durumlar olmuş, bu durumda tekrar dirildikten sonra bu dünyadaki zenginliklerine devam edebilmesi amaçlanmıştır.

Tuğla ya da taştan yapılan lahitlere kubbe biçiminde kapaklar tasarlanmıştır. Bazıları düz bazıları ise küçük heykeller ve işlemelerle donatılmış olan ve içerisinde her zaman kıymetli eşyalar barındıran mezarlar, her zaman korunaklı hale getirilmişlerdir. Hatta lahitler altın kaplama olarak saklanmaktadırlar. Genellikle mumyalanan kişinin kabartmaları, mezarlar üzerinde şekillendirilmiştir.